Doğal Detoks ile Beden Sağlığınıza Kavuşun…

Detoks, vücuda çeşitli yollarla giren ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen zararlı toksinlerden kurtulmaktır.

Toksinler iki şekilde incelenebilir. Dışarıdan vücuda gelen toksinler ve vücudun metabolik artıklar sonucu oluşturduğu toksinler. Karaciğer her iki olayda da vücudun temizlenmesini sağlayan en önemli organdır. Bu toksinler ter, idrar ve dışkı ile atılmaktadır.

Yoğun ve modern şehir hayatı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve birde buna stres eklendiğinde bu toksinlerin vücuttan atılması her geçen gün zorlaşmaktadır. Alkol, sürekli hazır olmayan besin tüketimi, fazla katkı maddesi tüketimi, gereksiz alınan ilaçlar, tarımsal ilaçlar, hava kirliliği, besin allerjenleri ve radyasyon en çok vücutta toksin oluşmasını sağlayan kaynaklardır.

Vücudumuz her gün, özellikle gece ve sabah erken saatlerde, kendisini temizlemeye programlanmıştır. Ancak belirli aralıklarla da vücudun dinlendirilmeye ve temizlenmeye ihtiyacı vardır.

 

Detoksta asıl amaç ;

Doğal beslenme asıl amaçtır. Özellikle sebze ve meyveler ve bunların suları tüketilmelidir.  Probiyotikler, balık, tam tahıllı ürünler tüketilebilir. Kahve, şeker, et, işlenmiş besinlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Hatta bu süre zarfında işlenmiş gıda tüketilmemeli.

Tabi ki bol su içerek spor unutulmamalı..

 

 

Vücuda Detoks Etkisi Yapan Besinler…

Brokoli

Brokoli, karnabahar, lahana, kıvırcık salata ailesi, yoğun sülforafan içeriği sayesinde genlerimizin  yüksek miktarda antioksidan üretmesini sağlar, kansere karşıda son derece önemli koruyucudur.

Yaban mersini

Yüksek miktarda antioksidan özelliği bulundurarak, hücreleri zehirli maddelerden koruma ve arındırmada çok faydalıdır.

Soğan Sarımsak

İçerisinde Sülfür bulunduran, karaciğerin temizlenmesinde ve antibiyotik benzeri etkisiyle mikroplara karşı doğal direnç sağlanmasında yararlıdır. Birçok faydalı mineral içerir, Böbreklerin süzmesine yardımcı olur. Kansere karşı koruyucudur.

 

Ananas

Hazmı kolaylaştırır ve yüksek lif içeriği sayesinde barsak temizliği sağlayan bromelain içeriği nedeniyle vücuttan zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

Yeşil Elma

Zengin besin ve pektin adlı lif içeriğinin yanında besin katkılarının ve metallerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

Böbreklerin çalışmasını arttırır. Karaciğer metabolizmasını hızlandırarak zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. A, C ve K vitaminlerinden çok zengindir.

Tarçın

Demir ve kalsiyum zengin olan tarçın, yağ asitlerinin parçalanmasını kolaylaştırır, şeker metabolizmasını düzenleyerek karaciğer iş yükünü azaltır.

Zencefil

Barsak hareketini artırır, metabolizmayı hızlandırır, atık maddelerin atılımını kolaylaştırır, iştahı frenler. Sindirim ve dolaşım sistemi üzerinde mucizeler yaratır denebilir.

 

Yeşilçay

Mükemmel bir toksin atıcıdır. Yeşilçay yüksek hacimli antioksidanlarıyla ünlü olması onu detoksun vazgeçilmezleri arasına sokmuştur.

Limon

Karaciğerin toksinlerden arınmasını sağlayarak, düzenli çalışmasını sağlar.

Enginar

Kan şekerini dengeleyerek, kandaki kolesterol ve ürenin düşürülmesinde etkisi vardır. Karaciğer dostudur. Sinarin maddesi sayesinde safra üretimi ve sindirimin düzgün yapılmasını sağlar.

‘’ Su İçsem Yarıyor ‘’ veya ‘’Çok az yememe rağmen kilo alıyorum ‘’ Diyorsanız …

Son dönemlerde bu gibi söylemleri çok fazla duymaya başladık. Bu yakınmalar başta şeker hastalığı yani diyabet olmak üzere pek çok hastalığın habercisi olan İnsülin direncine işaret ediyor olabilir. Çoğu kilolu insanın kabusu haline gelen insülin direnci hakkında birkaç şey paylaşmak istiyorum. İnsülin direnci dediğimiz şey nedir?

 

 

İnsülin direnci

Kan şekeri seviyeniz normal olmasına rağmen insülin hormonunun normalden fazla salgılanması olayı insülin direnci olarak adlandırılır. İnsülin direnci, şişmanlık, genetik faktörler, hareketsiz yaşam ve yaşın ilerlemesi ile ortaya çıkan insülin hormonuna karşı oluşan biyolojik açıdan yanıt verilememesidir.

Özetle insülin direnci; kan şekerinin normal seviyelerde olmasına rağmen kandaki insülin hormonunun gereğinden fazla salgılanması diyebiliriz. Yapılan araştırmalara göre sağlıklı insanlarda %25, kan şekeri bozukluğu yaşayanlarda %60, diyabetli kişilerde ise bu değer %75 civarında görülmektedir.

Vücudunuzdaki yağ oranının artması insülin direncine veya insülin direncinizin artması vücudunuzdaki yağ oranının artmasına o da obeziteye neden olmaktadır.  Bunun yanı sıra protein metabolizması, üreme ve bağışıklık siteminizi de etkileyen insülin direncinin tedavi edilmesi için öncelikle beslenme programınız ve egzersiz alışkanlıklarınızı gözden geçirmeniz gerekecektir.

İnsülin direncinde sağlıklı ve dengeli beslenmenin yeri çok önemlidir. Gelişen teknoloji ile beraber besin ulaşımına kolaylık sağlanmış, buna paralel olarak alınan besin kalori değeri de artmıştır. Yine gelişen teknoloji ile beraber ofis yaşamı ve masa başı iş sektörünün gelişmesi, hareketsiz yaşam ve fastfood tüketimi, hayatımızı tehdit altına alarak insülin direnci sendromunun başlamasına neden olmaktadır.

 

 

 

İnsülin Direnci Belirtileri Neler?

Metabolik bozukluk insülin direncinin temelini oluşturmaktadır. Bununla beraber İnsülin direnci, tip2 diyabet, lipid yüksekliği, hipertansiyon, polikistik over sendromuna eşlik eder. Metabolik durumun değerlendirilmesinde, HbA1c ile açlık ve tokluk kan şekeri değerlendirilmesi yapılmalıdır. Gerek görülürse şeker yükleme testide yapılabilir.

Metabolik sendrom ve insülin direncine sahip kişilerin bel çevreleri önemlidir. Bel çevresi ölçümlerinde kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm üzerinde olan bireyler risk altındadırlar.

  • Açlık kan şekeri 100mg/dl’den yüksek ise
  • Kan basıncı 130-85mmhg üzeri veya hipertansiyon tanısı ile anti hipertansif ilaç kullanımı
  • Trigliserid düzeyi 150mg/dl’nin üzeri
  • HDL-kolesterol(iyi kolesterol) kadınlarda 50mg/dl erkeklerde 40mg/dl’den düşüklüğü gibi kriterlerinden en az ikisi mevcut ise insülin direnci varlığı kabul edilerek değerlendirme yapılmaktadır.

 

 

İnsülin direncinin belirtilerini;

  • Kontrolsüz kilo alımı
  • Sürekli tatlı yeme isteği,
  • Ağır bir yemek sonrası özellikle karbonhidratlı beslenme sonrası ve şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi, uyku hali oluşması;
  • Mide kazınması şikayeti
  • Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi, terleme,
  • Yorgunluk hissi
  • Bel çevresinin sürekli genişlemesi
  • Karaciğerde yağlanma
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri olarak sıralanabilir.

İnsülin direnci veya tip-2 diyabet hastalığı genetik geçişli bir hastalık olduğu için 1. Derece yakınlarda bu hastalıklar var ise sizde de olma olasılığı yüksektir. Ayrıca fazla kalorili beslenme, hareketsiz yaşam gibi faktörler de insülin direnci gelişimine yol açman en önemli unsurlardandır.

 

İnsülin Direnci Tedavisi

1.Tüm besin ögelerinden dengeli ve sağlıklı bir şekilde tüketmek.

2.Dengeli bir beslenme programı 4-6 öğünden oluşmalıdır. Azar azar sık sık beslenilmeli. Çok acıkmadan yenilen öğünler sayesinde hem kan şekeriniz kontrol altında tutulur hem de açlık kontrolünüz daha rahat sağlanır.
3. Sebze, meyve, tam tahıl içeren karbonhidratları tercih edilmeli. Basit karbonhidratlar yerine(şeker gibi), kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller) tercih edilmeli. Yine  basit şeker içeren tatlı, kek, pasta, böreklerden kaçınılmalı.
4. Alınan günlük lif oranı en az 25 gr. olmalı.
5. Yumurta, avokado, badem, ceviz, zeytinyağı gibi sağlıklı yağları tercih edilmeli.
6. Az yağlı dana eti, tavuk ve balık eti, yumurta, süt, yoğurt, peynir gibi protein kaynaklarına diyette yeterince yer verilmeli. Dolayısıyla yeterli alınan protein miktarı ile kan şekeri seviyesini daha kolay kontrol altında tutabilirsiniz.

7.Şok diyetlerden kaçınmalısınız.

8.Gün boyunca küçük porsiyonlar halinde sık aralıklarla beslenelim. Çok acıkmadan yenilen öğünler sayesinde hem kan şekeriniz kontrol altında tutulur hem de açlık kontrolünüzü daha rahat sağlanır.

İnsülin direnci yüksek olan kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir. İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir. Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur.

 

 

Sağlıklı günler dilerim…

Sadece 30-45 Dakika… Farkı Göreceksiniz

Ramazan ayının gelmesiyle oruç tutanların beslenme şeklinin ve öğün sayısının değişmesine bağlı olarak kilo alma problemi ortaya çıkmaktadır. Bunun önüne geçebilmek için fiziksel aktiviteye biraz daha ağırlık vermekte fayda var.

Gündüzleri halsizlik nedeniyle hareketten kaçınılması yağlanmanın artmasına neden olmaktadır. Uzun süren açlık sonrası iftar yemeklerinin çok tüketilmesi, yemek sonrası hemen yatılması veya yine hareketsiz kalınması hem kilo alımına hem de sindirim sistemi hastalıklarına davetiye çıkartmaktadır. Ramazan ayını kilo almadan bitirebilmek için iftardan 1 saat sonra en az 30-45 dk. arası tempolu yürüyüş yapılmalı.

Yaklaşık 17 saat açlık ile karşı karşıya kalınması; açlık kan şekerinin düşmesine, hele bir de sahura kalkılmıyorsa açlık kan şekeri daha erken saatlerde düşmesine neden olacaktır.

Sahurda midede uzun süre kalacak ve kan şekerini ani değişiklik yaratmayacak besinler seçilmeli; Tam tahıllı ekmekler, az tuzlu peynir, yoğurt veya süt , meyve ve bol su tüketmeye özen gösterilmeli.  Açlık kan şekerini denge de tutabilmek için az ve sık beslenme ilkesini uygulamaya çalışmalıyız.

 

Bu işlem ramazan ayında nasıl olacak dediğinizi duyar gibiyim… Hemen size anlatayım;

1.ÖĞÜN:  Sahur

2.ÖĞÜN: Hurma, kayısı, zeytin veya ceviz ile oruç açılması. Arkasından su ve çorba içilmesi..

Yaklaşık 5-10 dk bir ara verilmesi

3.ÖĞÜN:  ANA YEMEK

4.ÖĞÜN:  Meyve veya sütlü tatlı tüketilmesi ( İftardan 1-2 saat sonra)

İftar sonrasında ise mutlaka tempolu bir yürüyüş yapmalısınız.

Tabi ki Ramazan ayı içerisinde de SU tüketimine dikkat etmeliyiz. Yaklaşık 2,5 Lt su tüketimi bizim için ideal olacaktır.

ORUÇ ZAYIFLAMA YÖNTEMİ DEĞİLDİR.

Hareket azlığı ve gün boyu aç kalmak metabolizma hızının yavaşlatmasına ve besinlerin yağa dönüşmesine neden olacaktır. Kilo problemi olan kişilerinde oruç tutmayı zayıflama olarak algılaması da yanlış bir düşüncedir.

Ramazan da yine en büyük sıkıntılardan biri haline gelen uyku problemlerine dikkat çekmekte fayda var.  Yetişkin bir bireyin günde 6-8 saat arasında uyuması gerekmektedir. Günlük aktivite miktarının gün içinde değil, iftardan sonra arttırılması gerekmektedir.

Bu şekilde enerji harcaması gerçekleşmekte ve vücuttaki yağ oranının artması engellenmektedir. Ramazan ayındaki hedefimiz kilo almadan bu ayı bitirmek ise; mutlaka iftardan 1,5-2 saat sonra 30-45 dk kadar tempolu bir yürüyüş yaparak gün içerisinde yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.

Kendiniz için sadece 30-45 dakika ayırmaya ihtiyacınız var. Daha sağlıklı, daha zinde, daha fit bir görünüm için ….

Bol yürüyüşlü hayırlı ramazanlarınız olsun inş. 😉

İtalyan Usulü Fırında Sebzeli Tavuk

Hazırlanışı

Fırını 180 derecede ısıtın. Tavukları derileri üste gelecek şekilde tepsiye yerleştirin, yanına havuç ve soğanı koyup 25 dakika pişirin. Fırından çıkarıp kabak, kırmızı biber, mantarı ekleyin. Tuz, karabiber ve zeytinyağı gezdirin. 25 dakika daha ağzını kapatmadan fırında pişirin. Çıkarıp soğumaya bırakın. Tavuğun derisini ve kemiklerini ayıklayın. Parçalara bölün. Sebzelerle birlikte bir tabağa alın. Tepside kalan suyu üzerilerinde gezdirin. Balsamik sirke, karışık kurutulmuş otları ve zeytinyağını ekleyin. Yeşil salatayı tabaklara bölüp üzerine tavuklu karışımı paylaştırın. Servis edebilirsiniz…

Afiyet Olsun..